Gunban rumuzlu Güngör hocama ait animasyondur.
kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.

indirme linki: http://www.mediafire.com/?qvwps749x3yxx9x
31 Aralık 2011 tarihi itibarıyla Türkiye nüfusu 74.724.269 kişidir
2011 yılında Türkiye’de ikamet eden nüfus bir önceki yıla göre 1.001.281 kişi artmıştır. Nüfusun % 50,2’sini (37.532.954 kişi) erkekler, % 49,8’ini (37.191.315 kişi) ise kadınlar oluşturmaktadır.
2011 yılında Türkiye’nin yıllık nüfus artış hızı binde 13,5 olarak gerçekleşmiştir
2011 yılında 81 ilden; 56’sının nüfusu bir önceki yıla göre artarken, 25 ilin nüfusu azalmıştır.
Ülke nüfusunun % 76,8’i il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır
Toplam nüfusun % 76,8’i (57.385.706 kişi) il ve ilçe merkezlerinde ikamet ederken, % 23,2’si (17.338.563 kişi) belde ve köylerde ikamet etmektedir.
İl ve ilçe merkezlerinde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il % 99 ile İstanbul, en düşük olduğu il ise % 35 ile Ardahan’dır.
Nüfusun % 18,2’si İstanbul’da ikamet etmektedir
Toplam nüfusun % 18,2’si (13.624.240 kişi) İstanbul’da ikamet etmektedir. Bunu sırasıyla; % 6,6 ile (4.890.893 kişi) Ankara, % 5,3 ile (3.965.232 kişi) İzmir, % 3,6 ile (2.652.126 kişi) Bursa, % 2,8 ile (2.108.805 kişi) Adana takip etmektedir. Ülkemizde en az nüfusa sahip olan Bayburt ilinde ikamet eden kişi sayısı ise 76.724’tür.
Nüfusun yarısı 29,7 yaşından küçüktür
Ülkemizde ortanca yaş 29,7’dir. Ortanca yaş erkeklerde 29,1 iken, kadınlarda 30,3’tür. İl ve ilçe merkezlerinde ikamet edenlerin ortanca yaşı 29,5; belde ve köylerde ikamet edenlerin ortanca yaşı ise 30,5’tir.
Nüfusun % 67,4’ü 15 ile 64 yaşları arasındadır
15-64 yaş grubunda bulunan çalışma çağındaki nüfus (50.346.979 kişi), toplam nüfusun % 67,4’ünü oluşturmaktadır. Ülkemiz nüfusunun % 25,3’ü (18.886.575 kişi) 0-14 yaş grubunda, % 7,3’ü ise (5.490.715 kişi) 65 ve daha yukarı yaş grubunda bulunmaktadır
Türkiye’de kilometrekareye 97 kişi düşmektedir
Nüfus yoğunluğu olarak ifade edilen “bir kilometrekareye düşen kişi sayısı” Türkiye genelinde 97 kişidir. Bu sayı illerde 11 ile 2.622 kişi arasında değişmektedir. İstanbul ilinde bir kilometrekareye 2.622 kişi düşmektedir. Bunu sırasıyla; 443 kişi ile Kocaeli, 330 kişi ile İzmir, 257 kişi ile Gaziantep ve 254 kişi ile Bursa illeri izlemektedir.
Nüfus yoğunluğunun en az olduğu il ise 11 kişi ile Tunceli’dir. Yüzölçümü büyüklüğüne göre ilk sırada yer alan Konya’nın nüfus yoğunluğu 52, yüzölçümü en küçük olan Yalova’nın nüfus yoğunluğu ise 244’tür.
Türkiye’den vize istemeyen ülkeler bir hayli fazla. Türkiye’den vize istemeyen ülkeler şunlar ;
Andorra,
Arjantin,
Arnavutluk,
Bahama,
Barbados,
Batı Samoa,
Belize,
Venezuella,
Bolivya,
Bosna-Hersek,
Dominika,
Ekvator,
El Salvador,
Endonezya,
Fas,
Fiji,
Filipinler,
Gambia,
Grenada,
Güney Afrika Cumhuriyeti,
Güney Kore,
Hırvatistan,
Hong Kong Özel İdare Bölgesi ,
İran,
Jamaika,
Japonya,
Kazakistan,
Kenya,
Kırgızistan,
Kolombiya,
K.K.T.C.,
Kosta Rika,
Makedonya,
Maldivler,
Malezya,
Mauritius,
Monako,
Romanya,
Santa Lucia,
San Marino,
Seyşeller,
Singapur,
Solomon Adaları,
Şili,
Swaziland Krallığı,
Tayland,
Trinidad-Tobago,
Tunus,
Tuvalu,
Uruguay,
Vatikan,
Libya,
Mayıs 2010 itibarı ile Rusya‘da Türkiye’den vize istemiyor.
Bu ülkeler Türkiye’den vize istmiyor. Ülkeler arasındaki en göze batan ülkeler ise Arjantin, Japonya, Kosta Rika, Maldivler ve Tayland. Bu ülkeler vize istemiyor. Tatil yapmak için ya da iş için bu ülkelere gitmek isteyenler için vize istenmiyor.
Yıllık ortalama sıcaklığın 8°C’nin altında ve yıllık yağış miktarının 1000 mm üzerinde olduğu nemli çok nemli – soğuk ortamlarda kayın, sarıçam ve ladin ormanlarının altında gelişme göstermektedir. Bolu Aladağlar’da, Yıldız ve Doğu Karadeniz Dağlarında ve Uludağ’ın yüksek kesimlerinde bu topraklara sıkça rastlanır. Bu topraklar fazla yağıştan dolayı fazlaca yıkanmışlardır. Fazla yıkanmadan dolayı toprak asit reaksiyonludur ve besin maddeleri bakımından oldukça fakirdir.
TÜRKİYE TARIM COĞRAFYASI
İnsanların toprağı işleyerek ekme ve dikme yoluyla ondan ürün elde etmesi faaliyetine tarım denir.
Türkiye Topraklarından Yaralanma Oranları:
Topraklarımızdan faydalanma oranı daha çok iklim ve yer şekilleri özelliklerine bağlıdır. Ülkemizde yüksek dağlık kesimler geniş alan kaplar. Dik yamaçlar çoktur. Buralarda topraktan faydalanma çok kısıtlıdır. Buna göre ülkemiz arazisinin % 36 ‘sı ekili-dikili alan, % 32’si çayır ve otlak, % 26 ‘sı orman ve % 6’sı diğer alanlar (yerleşim birimleri , tarıma elverişsiz çıplak kayalıklar gibi) dır.
Not: Tarımdaki makineleşmenin etkisiyle çayır ve otlakların alanı daralırken, tarım alanlarımız genişlemektedir.
Bölge Yüzölçümüne Göre Ekili Dikili Alanların Oranları:
1. Marmara Bölgesi: %30
2. İç Anadolu Bölgesi: %27
3. Ege Bölgesi: %24
4. G.Doğu Anadolu Bölgesi: %20
5. Akdeniz Bölgesi: %18
6. Karadeniz Bölgesi: %16
7. Doğu Anadolu Bölgesi: %10
Türkiye’de Tarımı Etkileyen Faktörler:
1. Sulama: Türkiye tarımında en büyük sorun sulama sorunudur. Tarımda sulama ihtiyacının en fazla olduğu bölgemiz Güney Doğu Anadolu Bölgesiyken, bu sorunun en az olduğu bölgemiz Karadeniz Bölgesidir.
Akarsularımızın derin vadilerden akması ve rejimlerinin düzensiz olmasından dolayı sulamada yeterince faydalanamıyoruz. Bunun için mutlaka akarsular üzerindeki baraj sayısı artırılmalıdır.
Sulama Sorunu Çözüldüğünde;
Üretim artar.
Nadas olayı ortadan kalkar.
Tarımda iklime bağlılık büyük oranda azalır.
Üretimde süreklilik sağlanır.
Üretim dalgalanmaları önlenir.
Daha önce sebze tarımı yapılmayan bir yerde sebze tarımı da yapılmaya başlanır.
Tarım ürün çeşidi artar.
Köyden Kente göçler azalır. Yılda birden fazla ürün alınabilir. Bu konuda en şanslı bölgemiz Akdeniz, en şanssız bölgemiz Doğu Anadolu Bölgesidir
2.Gübre Kullanımı: Tarımda sulama sorunu çözüldükten sonra üretimi daha da artırmak için gübre kullanımı artırılmalıdır.
Ülkemizde hayvancılığın gelişmiş olması tabii gübre imkanını oluşturmaktadır. Ancak yurdumuzda tabii gübrenin yakacak olarak kullanılması bu olumlu durumu ortadan kaldırmaktadır. Ülkemizde üretilen suni gübre yeterli olmadığı için ithal (Fas, Tunus, Cezayir gibi ülkelerden) etmekteyiz. Bu da maliyeti artırdığından çiftçilerimiz yeterince gübre kullanamamaktadır.
Gübre ihtiyacı, tabii gübrenin yakacak olmaktan kurtarılması ve gübre fabrikalarının artırılması ile karşılanabilir.
3.Tohum Islahı: Sulama ve gübre sorunu çözüldükten sonra verimi daha da artırmak için kaliteli tohum kullanılmalıdır. Ülkemizde kalite tohum üretme konusunda devlet üretme çiftlikleri ve tohum ıslah istasyonları çalışmalar yapmaktadır. Ancak kaliteli tohum ithali devam etmektedir.
4.Makine Kullanımı: Ürünün zamanında ekimi, hasadı ve yüksek verim için makine kullanımı şarttır. Ancak makine kullanımı yurdumuzda yeterli ölçüde gelişmemiştir. Sebepleri:
Makine kullanıma elverişsiz alanların varlığı,
Makine kullanımının ekonomik olmadığı küçül alanların varlığı,
İş gücünün bazı bölgelerde daha ucuz olması,
Makine fiyatlarının çiftçinin alım gücünün üstünde olması
5.Zirai Mücadele: Tarımdaki hastalıkların, yabani otların ve haşerelerin meydana getireceği üretim düşüklüğünü önlemek için ilaçlı mücadele şarttır. Zirai mücadelede daha çok ilaç kullanılmaktadır.
6.Toprak Bakımı: Tarla yağışlardan önce sürülmeli, yabancı otlardan arındırılmalıdır. Erozyona karşı korunmalıdır.
7.Toprak Analizi: Toprak analizleri ile en iyi verim alınabilecek ürün belirlenir. Ayrıca toprağın ihtiyacı olan mineraller tespit edilerek kullanılacak gübre belirlenir.
8.Destekleme Alımı ve Pazar: Verimi etkilemez. Üretim miktarını etkiler. Çiftçi ürettiği malı pazarda zarar etmeden satabilmelidir. Çiftçinin elverişsiz piyasa şartlarından olumsuz etkilenmemesi için devlet bazı ürünlerde destekleme alımı yapmaktadır
Destekleme alımı: Devletin çiftçinin malını belirli bir taban fiyat üzerinden alması olayıdır.
Destekleme alımı yapılan ürünler: Pamuk, tütün (2002 yılından itibaren kaldırıldı), Ş.Pancarı, buğday, çay, fındık, K.Üzüm, K.İncir, K.Kayısı, Haşhaş gibi dayanıklı ve sanayiye dayalı ürünlerdir.
***Destekleme alımı yapılan ürünlerin üretiminde dalgalanmalar az olur ve fiyatı sürekli artar.
9. Eğitim ve Destek: Çiftçi eğitilmeli ve kredi desteği sağlanmalıdır.
TARIM İŞLEME METODLARI
1. İntansif (Modern-Yoğun) Tarım Metodu:
Nüfusa göre ekili dikili alanların sınırlı olduğu ülkelerde uygulanır. Birim alandan alınan verim çok yüksektir. Ör. Hollanda, Danimarka, Japonya, İsveç ve İsrail gibi ülkelerde bu tür tarım metodu uygulanmaktadır. Yurdumuzda ise Akdeniz ve Ege Bölgelerinde uygulanan seracılık faaliyetleri intansif tarım metoduna örnektir.
2. Ekstansif (ilkel-Kaba-Yaygın ) Tarım Metodu:
Nüfusa göre tarım alanlarının fazla olduğu ülkelerde uygulanan tarım metodudur. Birim alandan alınan verim düşüktür. Üretim miktarında iklimin etkisi vardır. Yurdumuzda uygulanan tarım metodu genelde bu şekildedir.
Not: İntansif tarım metodu ile ekstansif tarım metodu arasındaki en önemli fark birim alandan alınan verimdir.
3. Nadas Tarım Metodu:
Verimi en düşük tarım medodudur. Tamamen iklime bağlılık gösterir. Yağışın az, sulamanın yetersiz olduğu alanlarda uygulanır. Türkiye’de nadas tarımının en fazla uygulandığı bölge İç Anadolu Bölgesidir. Nadas olayı en az Karadeniz bölgesinde uygulanır.
Nadas, toprağın su ve mineral kazanmasını sağlamak amacıyla boş bırakılmasıdır.
4. Plantasyon Tarım Metodu:
Tropikal kuşakta ticari amaçla çok geniş alanlarda bir veya bir kaç çeşit ürün yetiştirmeye dayalı tarım metodudur. Ör: Brezilya’da; çay, kahve ve muz, Seylan (Srilenka)’da; çay , Malezya’da; kauçuk gibi.
TARIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
iklim (Sıcaklık, Yağış miktarı, Yağış rejimi)
Yükselti (Sıcaklığı etkilediği için)
Denize göre konum (iklimi etkilediği için ) :Yağış isteği fazla olan ve düşük kış sıcaklıklarına karşı dayanıksız bitkiler deniz etkisindeki yerlerde yetişir.
Toprak şartları
Beşeri faktörler
TARIM ÜRÜNLERİ
TAHILLAR
BUĞDAY
İlk yetişme döneminde (ilkbaharda) yağış ister. Olgunlaşma ve hasat döneminde kuraklık gerekir.Bu özelliğinden dolayı Karadeniz kıyılarında tarımı yapılamaz. Ayrıca düşük sıcaklılardan dolayı Doğu Anadolu Bölgesinin yüksek yerlerinde tarımı yapılamaz. Bunların dışında bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilir.
Buğday üretimi iklimdeki karasızlıktan dolayı bazı yıllar artarken, bazı yıllar düşer. Üretimin en fazla olduğu bölgemiz İç Anadolu Bölgesidir. İl olarak en fazla Konya, Ankara ve Adana’dır.
ARPA
Soğuğa ve sıcağa dayanıklıdır. Bundan dolayı buğdayın yetişebildiği her yerde yetişir. Ayrıca düşük sıcaklıktan dolayı buğdayın yetişemediği Doğu Anadolu’nun yüksek yerlerinde de tarımı yapılabilir. Üretim en fazla İç Anadolu Bölgesinde gerçekleşir.
MISIR
Yetişme döneminde bol su ister. Bundan dolayı yurdumuzda sulama imkanı olan bütün her yerde tarımı yapılabilir. Yağ elde edilmeye başlandıktan sonra tarımı Akdeniz Bölgesinde hızla gelişmiştir. Bugün mısır üretimimizin yarısına yakını Akdeniz Bölgesinden elde edilir (Adana çevresi başta gelir). Üretimde 2. bölge Karadeniz Bölgesidir (Buğdayın yerine tarımı yapılmaktadır.) Bölge halkının temel besin maddesi olduğundan ticarette değeri yoktur.
ÇELTİK (PİRİNÇ)
Çeltik ilk çimlenme döneminde bol su ister. Hasat döneminde kuraklık gerekir. Yurdumuzun sıcaklık şartları çeltik tarımına elverişlidir. Fakat su sorunu vardır. Bu sebeple tarımı akarsu kenarlarında gelişmiştir. Çeltik tarım alanlarında sivrisinek çok geliştiğinden ekim alanları devletin kontrolündedir (yerleşim birimleri çevresinde tarımına müsaade edilmemektedir.
Üretimde en büyük paya sahip bölgemiz Marmara Bölgesidir. Başta Edirne ilimiz gelmektedir. Ayrıca Balıkesir , Çanakkale ve Bursa çevrelerinde de tarımı yapılır.
Üretimde ikinci bölge Karadeniz Bölgesidir. Başta Samsun olmak üzere, Çorum, Sinop, Kastamonu çevresinde tarımı gelişmiştir.
Akdeniz bölgesinde Silifke ve Amik ovaları önemli çeltik ekim alanıdır.
Üretimimiz yeterli olmadığından ithal etmekteyiz.
ÇAVDAR
Serin yayla iklimi ister. Yem sanayisinde kullanılır. En fazla tarımı İç Anadolu Bölgesinde gelişmiştir.
BAKLAGİLLER
NOHUT
İlk yetişme döneminde yağış ister. Hasat döneminde kuraklık gerekir. Yurdumuz iklim şartları genelde nohut tarımına elverişlidir. En fazla tarımı İç Anadolu Bölgesinde yapılmaktadır. Bu bölgemizi Akdeniz ve Ege Bölgeleri takip etmektedir.
MERCİMEK
Kuraklığa dayanıklı olduğu için en fazla tarımı G. Doğu Anadolu Bölgesinde gelişmiştir. Mercimek üretimimizin yarıdan fazlası bu bölgeden karşılanır (kırmızı mercimek). Üretimde ikinci bölgemiz İç Anadolu Bölgesidir(yeşil mercimek).
FASULYE
Yurdumuzda sulama imkânı olan her yerde tarımı yapılabilir. Üretimde en büyük paya sahip bölgemiz İç Anadolu’dur.
SANAYİ BİTKİLERİ
TÜTÜN
Kıraç arazilerde yetişebilir. İlk yetişme döneminde su ister. Daha sonra mutlaka kuraklık olmalı. Bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilir. Ancak kaliteli tütün yetiştirilmesi amacıyla ekim alanları devlet tarafından sınırlandırılmıştır.
Üretimde 1. Ege Bölgesidir ( Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli ve Uşak çevresi).
2. G.Doğu Anadolu Bölgesi 3.Karadeniz Bölgesidir.
ŞEKER PANCARI
Yurdumuzda tarımı 1925 yılında Uşak’ta başlamıştır (ilk fabrika Uşak’ta 1926 yılında kuruldu). Bugün fabrikaların kurulduğu her yerde tarımı yapılmaktadır. Belirli iklim ve toprak isteği yoktur. Sulama imkanı olan her yerde tarımı yapılabilir. Üretimde 1. İç Anadolu Bölgesidir.
**Ş.pancarı tarladan söküldükten sonra kısa bir süre sonra işlenmesi gerektiğinden tarımı fabrikalar çevresinde yapılır. Ayrıca pancar küspesi hayvan yemi olarak kullanıldığı için buralarda besi hayvancılığı da gelişmiştir.
***Kıyı bölgelerimizde tarımı yapılmaz. Sebebi buralarda daha fazla gelir getiren ürünlere öncelik verilmesidir.
PAMUK
Alüvyal toprakları sever. Ayrıca yüksek sıcaklığa ihtiyaç duyar. Yetişme döneminde bol su, hasat döneminde kuraklık gerekir. Üretimde 1.Güneydoğu Anadolu Bölgesir(En fazla Ş.Urfa Çevresi). Gap ile birlikte tarımı hızla gelişmektedir. 2.Ege Bölgesi (kıyıdaki bütün çöküntü ovalarında), 3.Akdeniz Bölgesi (başta Adana olmak üzere Hatay, İçel, Antalya Çevresi), Ayrıca Marmara Bölgesinde Balıkesir, Bursa ve Çanakkale çevresi ile Doğu Anadolu Bölgesinde etrafı dağlarla çevrili çukur alanlarda tarımı yapılır(Elazığ ve Iğdır çevresi).
ÇAY
Tropikal iklim bitkisidir. Bol ve düzenli yağış ister. Bulutlu gün sayısı fazla olmalıdır. Kışlar ılık geçmelidir. Yurdumuzda en iyi yetişme şartlarını Doğu Karadeniz Bölümünde bulmuştur. Bugün Rize başta olmak üzere Ordu’dan Gürcistan sınırına kadar olan kıyı kesimde tarımı yapılmaktadır. Yurdumuzda çay tarımı Cumhuriyetin ilanından sonra başlamıştır (1924). Çay tarımının tamamı Karadeniz bölgesindedir.
HAŞHAŞ
Doğu Karadeniz kıyıları hariç bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilir. Ancak uyuşturucu elde edildiği için üretimi devlet kontrolündedir. Bugün başta Afyon olmak üzere Kütahya, Uşak, Denizli, Burdur, Isparta, Konya çevresinde tarımı yapılır. Gıda sanayisinde ve tıpta narkoz yapımında kullanılır. Son yıllarda tütün bitkisine altarnatif bitki olsun diye Manisa’nın kırsal kesimlerinde (Gördes, Demirci, Kula ,Selendi gibi) haşhaş tarımına müsade edilimiştir.
KETEN KENEVİR
Lifleri dokuma sanayisinde, ip ve halat yapımında kullanılır. Yurdumuz üretiminin tamamına yakını Karadeniz Bölgesinden karşılanır. Başta Kastamonu olmak üzere Samsun, Amasya ve Çorum çevresinde tarımı yapılır. Ege Bölgesinde ise kütahya çevresinde tarımı yapılmaktadır. Kenevirden uyuşturucu elde edildiğinden üretimi devlet kontrolündedir.
YAĞ BİTKİLERİ
AYÇİÇEĞİ
İlk yetişme döneminde su, hasat döneminde kuraklık ister. Bundan dolayı Doğu Karadeniz kıyıları hariç bütün bölgelerimizde sulama ile tarımı yapılır. Üretimde 1. Marmara Bölgesi (Ergene Bölümü). 2. Karadeniz Bölgesi (Orta Karadeniz) 3. İç Anadolu Bölgesi’dir.
***Son yıllarda Akdeniz ve Ege Bölgelerinde tarımı hızla gelişme göstermektedir. Sebebi pamuk bitkisine göre daha az masraflı olmasıdır.
ZEYTİN
Akdeniz iklim bitkisidir. Ancak Akdeniz Bölgesinde tarımı fazla gelişmemiştir. Daha fazla gelir getiren ürünlere öncelik tanınmasından dolayı. Bugün üretimde 1. Ege Bölgesi (Kıyı Ege Bölümündeki ova ve kenarlarında- Manisa, Aydın, İzmir, Muğla , Denizli çevresi). 2. Marmara Bölgesi-Güney Marmara kıyıları (en kaliteli sofralık zeytin bu bölgeden Gemlik çevresinden elde edilir). 3. Akdeniz Bölgesi (Antalya çevresi en fazla).
Ayrıca Doğu Karadeniz’de Çoruh vadi oluğunda (Artvin) ve G:Doğu Anadolu Bölgesi’nde G.Antep çevresinde tarımı yapılır.
Zeytinin devirli üretim özelliğinden dolayı; üretim bir yıl fazla , bir yıl azdır.
Dünya zeytin üretiminde İtalya, İspanya ve Yunanistan’dan sonra 4. sıradayız.
SOYA FASULYESİ
Önceleri daha çok Doğu Karadeniz’de Ordu-Giresun çevresinde tarımı yapılırdı. 1982 yılından sonra yağ sanayisinde kullanılmaya başlanılınca tarımı Akdeniz Bölgesinde hızla gelişmiştir. Kısa sürede geliştiği için bölgede ikinci ürün olarak yetiştirilir. Adana başta olmak üzere İçel, Hatay çevresinde tarımı gelişmiştir. Türkiye üretiminin % 92 ‘sini Akdeniz Bölgesi karşılar.
YER FISTIĞI
Akdeniz iklim şartlarında iyi yetişmektedir. En fazla tarımı bu bölgede Adana çevresinde gelişmiştir(%91). Ayrıca G.Doğu Anadolu Bölgesinin batısında, Ege Bölgesi’nde Muğla Manisa ve Aydın çevresi, G. Marmara Bölümü’nde Balıkesir, Çanakkale çevresinde tarımı yapılır. Çerez olarak tüketildiği gibi yağ da elde edilir.
SUSAM
Sıcak iklim bitkisidir. Yurdumuzda başta G.Doğu Anadolu Bölgesi olmak üzere Akdeniz ve Ege Bölgelerinde tarımı yapılır. Yağ elde edilir. Ayrıca helva yapımında kullanılır.
MEYVECİLİK
ÜZÜM
Kışın –4oºC ye kadar dayanabilir. Bundan dolayı meyveler içinde yetişme alanı en geniş olanıdır. Üzüm üretiminde başta Ege Bölgesi (Manisa, İzmir, Denizli ) gelir. 2. G.Doğu Anadolu Bölgesidir. 3. İç Anadolu Bölgesidir.
Dünya kuru üzüm üretimde birinciyiz ve ihracat yapmaktayız.
ELMA
Üzümden sonra yetişme alanı en geniş olan meyvedir. Bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilir. Niğde, Nevşehir, Amasya, Tokat, Kastamonu, Bursa, Burdur, Isparta, Antalya önemli elma üretim merkezlerimizdir.
İNCİR
Akdeniz iklim bitkisidir. Kış ılıklığı ister ve yaz kuraklığı ister. En fazla tarımı Ege Bölgesi’nde gelişmiştir (Başta Aydın gelir.) Üretimin %80 i bu bölgeden karşılanır. Ayrıca Akdeniz Bölgesi, G. Marmara ve G.Doğu Anadolu Bölgesinin batısı ile Karadeniz kıyılarında (Doğu Karadeniz kıyıları hariç) tarımı yapılabilir. Türkiye Dünya kuru incir üretiminde ilk sırada yer alır ve önemli ihracat ürünümüzdür.
FINDIK
Anavatanı Türkiye’dir. En iyi yetişme şartları Karadeniz iklim bölgesidir. Yurdumuz üretiminin %90 ‘ını Karadeniz bölgesi karşılar. En fazla Ordu- Giresun olmak üzere Karadeniz kıyılarında tarımı yapılmaktadır. Ayrıca Marmara Bölgesinde Sakarya çevresinde tarımı yapılır.
Türkiye dünya fındık üretiminde ve ihracatında ilk sırada yer alır (%60-70).
ANTEP FISTIĞI
En iyi yetişme şartlarını G.Doğu Anadolu Bölgesinde bulmuştur (% 90). Başta Ş.Urfa ve G.Antep gelir. Ayrıca Akdeniz ve Ege Bölgelerinde çitlembik ağaçlarının aşılanması ile de tarımı yapılabilmektedir. Önemli ihracat ürünümüzdür.
TURUNÇGİLLER (Narenciye)
(Portakal , mandalina, limon , greyfurt ve turunç)
Tropikal iklim bitkisidir. Yurdumuzda tarımı en fazla Akdeniz Bölgesinde gelişmiştir (%88) Antalya başta olmak üzere bütün Akdeniz kıyılarında tarımı yapılabilmektedir. Ayrıca Ege Bölgesinde İzmir’e kadar olan güney kıyılarında, G.Marmara Bölümünün soğuktan korunmuş kıyılarında, Doğu Karadeniz Bölümünde Rize çevresinde ve G.Doğu Anadolu Bölgesinin batısında tarımı yapılmaktadır.
*** Ege Bölgesinde kıyıdan 200 km içerilere kadar tarımı yapılabilmektedir. Sebebi bölgede dağların kıyıya dik uzanması sonucu deniz etkisinin iç kesimlere kadar sokulabilmesidir.
*** Doğu Karadeniz Bölümünde yetiştirilebilmesi kış ılıklığı ile ilgilidir.
MUZ
Tropikal iklim bitkisidir. Yurdumuzda Akdeniz Kıyılarında tarımı yapılabilmektedir. Bugün tarımı daha çok Alanya – Anamur arasında gelişmiştir.
KAYISI
Bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilir. En fazla tarımı D.Anadolu Bölgesi’nde Malatya-Elazığ çevresinde gelişmiştir.
BADEM
Kıraç arazilerde yetişebilmektedir. Bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilmektedir. En fazla İç Anadolu Bölgesinde Niğde –Nevşehir çevresinde gelişmiştir.
SEBZECİLİK
Sebzeler çok fazla su isterler. Yurdumuzda sebze yetiştiriciliği en fazla Akdeniz Bölgesinde gelişmiştir. Bu bölgeyi Ege ve Marmara Bölgeleri takip eder. En az geliştiği bölgemiz D.Anadolu bölgesidir. Sebebi yaz mevsiminin çok kısa sürmesidir. Ayrıca İç Anadolu Bölgesinde de sulama yetersizliğinden dolayı sebze tarımı gelişmemiştir.
*** Sebze tarımı seracılık faaliyetleri ile Akdeniz ve Ege Bölgelerinde bütün yıl yapılabilmektedir. Seracılığın buralarda gelişme sebepleri; kışların ılık geçmesi ve güneşli gün sayısının fazla olmasıdır.
YUMRULU BİTKİLER
PATATES
Alüvyal ve kumlu topraklarda iyi yetişir. Bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilir. En fazla tarımı İç Anadolu Bölgesinde gelişmiştir ( Nevşehir). Ayrıca Ödemiş-İzmir, Sakarya, Trabzon, Erzurum diğer önemli patates üretim merkezlerimizdir.
SOĞAN-SARMISAK
Bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilir. Bursa –Karacabey önemli soğan üretim merkezi iken Kastamonu da sarmısakta önemli merkezimizdir. Soğan-sarmısak tarımı bütün bölgelerimizde yapılabilir.
İTHAL ETTİĞİMİZ TARIM ÜRÜNLERİ:
Pirinç,
kahve,
Kakao,
Muz,
Kivi,
Ananas,
Hindistan cevizi,
Hurmadır.
ÖNEMLİ İHRACAT ÜRÜNLERİMİZ:
Fındık,
Antep fıstığı,
Pamuk,
Tütün,
K.Üzüm,
K.İncir,
K.Kayısı,
Haşhaş gibi.
ÜRETİMİNDE BİRİNCİ OLDUĞUMUZ ÜRÜNLER:
Fındık,
Kayısı,
Üzüm,
Mustafa YİĞİT
Akarsu Akım Grafiğinden Akarsuyun Taşkın Yapıp Yapmayacağı Anlaşılabilir mi?
Akarsu akım grafiği, akarsuyun aylara göre taşıdığı su miktarını ifade eder. Akarsuların kabarık devrelerinde suların yataktan taşması, çevreye yayılması “taşkın” olarak ifade edilir. Taşkın olayları çoğunlukla yatak eğiminin az olduğu düzlük alanlar ve ovalarda görülür. Akarsu akımında yağış miktarı, yağış şekli ve kar erimeleri gibi iklim özellikleri temel etkendir. Bu etkenler akım miktarının yükselmesine yol açsa bile akım grafiğinden bunu anlamak mümkün değildir. Çünkü akarsuyun taşkın yapmasında yatak eğimi ve aktığı vadinin özelliği de belirleyicidir. Bu nedenle yalnızca akım grafiğine bakılarak akarsuyun taşkın yapıp yapmayacağı anlaşılamaz.
Devamını Oku
“Siyasî Coğrafya” terimi, “Siyasî” ve “Coğrafya” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu nedenle bu iki kelimenin ayrı ayrı anlamlarını açıklamak ve daha sonra siyasi coğrafya terimi üzerinde ayrıntılı bir şekilde durmak gerekir.
Siyasî; Arapça kökenli bir kelime olup, Siyasetle ilgili, siyasal, politik demektir. Siyasal; politika ile ilgili, siyasi, politik. Siyaset; politika, siyasa, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış demektir.
Coğrafya ise; yeryüzünün tamamı ve bir parçası üzerinde, doğal, beşerî ve ekonomik olayların dağılışını, aralarındaki bağlantıları, sebep ve sonuçlarını inceleyen bir bilimdir.
Siyaset ve Coğrafya kelimelerinin birleştirilmesi ile oluşturulan Siyasî Coğrafya ise; Dünyanın tamamında veya bir bölgesinde ya da ülkesinde, doğal, beşerî ve ekonomik olayların dağılışını, aralarındaki bağlantılarını, sebep ve sonuçlarını inceleyerek, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış belirleyen bir bilimdir.
Bu kısa tanımlamanın ardından, Siyasî Coğrafyanın konusu ve inceleme alanı nedir? sorusuna cevap aramak gerekir.
Coğrafyanın anabilim dallarından biri olan Beşerî Coğrafyanın bir alt disiplini olan Siyasî Coğrafyanın konusu; devlet ile yer arasındaki ilişkileri incelemektir.
Siyasî Coğrafya, devlet ile yer arasındaki ilişkileri incelemesini, coğrafyanın ilkelerine (dağılış, bağlantı ve sebep-sonuç ilkeleri) uygun bir şekilde yapar.
Bir devlet; mekân olarak, bir toprak parçası üzerinde kurulur. Bu toprak parçasına vatan da denir. Vatan, ancak üzerinde yaşayan ve onu korumaya ve değerlendirmeye çalışan insanlar ile vardır. Bir bakıma devletsiz ya da vatansız bir insan düşünmek mümkündür amma insansız bir devlet veya vatan düşünmek mümkün değildir.
Yeryüzünde yaşayan tüm insanlar, siyasi bakımdan teşkilâtlanmış bir devlet kuramamıştır. Kutup bölgelerinde buzdan yapılmış evlerde yaşayan Eskimolar veya Ekvatoral Afrika’da balta girmemiş ormanlarda yaşayan Pigmeler (dünyanın en ilkel ve en kısa boylu insanları) buna örnek olarak verilebilir. Bazı insanlar ya da milletler, siyasi bakımdan teşkilâtlanmışlar ve devlet kurmuşlardır. Türkler, İngilizler, Almanlar, Fransızlar, Araplar, Çinliler, İranlılar, devlet olabilen insanlara tipik örnek teşkil ederler.
İnsanların devlet kurmasında, yerin yani toprak parçasının coğrafî özelliklerinin etkisi çok büyüktür. Bugün her ne kadar teknolojik gelişmeler ön planda tutulsa da, coğrafyanın etkisi hiçbir zaman inkar edilemez. Çünkü teknolojik yönden gelişen devletlerin tamamı, geçmişte olduğu gibi bugün de, yeryüzünde insan yaşamı için en uygun coğrafî şartlar gösteren Orta Kuşak denilen ılıman iklim bölgelerinde yer almışlardır.
Siyasî Coğrafya araştırma alanında, sık sık söz edilen diğer kavramlar ise jeopolitik ve jeostratejik kelimeleridir. Jeopolitik ve jeostratejik kavramları, Siyasî Coğrafyanın tanımı ile benzerlik gösterse de tam anlamı ile eşanlamlı değildir. Benzerliği ve farklılığı ortaya koyabilmek için bu iki kelimenin anlamlarını bilmek gerekir.
Jeopolitik (İngilizce Geopolitics, Fransızca Geopolitique, Almanca Geopolitik), kelimesinin sözlük anlamı; Ekonomik ve siyasal coğrafya verilerine göre dış siyasetin saptanması, Yer Politikası, Dünya Politikası, Siyasî Coğrafya. Daha geniş anlamıyla Jeopolitik; Devletlerin coğrafî özellikleri ile siyasetleri arasındaki ilişkileri inceleyen bilimdir. Diğer bir ifadeyle de, uluslararası siyasette, coğrafî etmenlerin güç ilişkileri üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Jeopolitik, bugünkü ve gelecekteki politik düzeyde güç ve amaç ilişkisini fiziki ve siyasi coğrafyayı esas olarak incelemelerini yapar.
Jeopolitiğin alt birimleri ise jeostrateji, jeoekonomi ve jeokültürdür. Jeostrateji (İngilizce Geostrategic, Fransızca Geostrategie), Coğrafî etmenlerin ülkelerin askerî stratejileri üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Diğer bir ifadeyle jeostrateji, yer stratejisidir. Jeoekonomi; yeryüzünde bulunan ülkelerin ekonomilerini inceleyen ve coğrafyası ile ekonomik gücü arasında bağlantı kuran bir bilimdir. Jeokültür; yeryüzünde bulunan kültür çevrelerinin oluşturduğu kültür coğrafyalarının değerlendirmelerini, kültür unsurları ve kültür çevrelerinin ilişkilerini araştırır. Jeopolitik ve alt birimlerinin tamamı, coğrafya tabanlıdır.
Jeopolitik kavramı, ilk defa, İsveçli siyaset bilimci Rudolf Kjellen tarafından kullanılmıştır. Kjellen, 1916 yılında yayınladığı, “Staten som lifsform= Bir Organizma Olarak Devlet” adlı eserinde ortaya atmıştır. Kjellen, halk ile onu besleyen toprak parçası arasındaki ilişkilerin ve yeni bir düzen kurulması gereken yaşama alanı olan toprağın temel özelliklerinin öneminden söz etmiştir. Daha sonra Alman generali ve siyaset bilimcisi Karl Haushofer, 1924 yılında “Zeitschrift für Geopolitik” adlı ilk jeopolitik dergisini yayınlayarak, jeopolitik kavramının iyice önem kazanmasını sağladı. İkinci Dünya savaşına kadar, Avrupa ve A.B.D’ de kullanılan jeopolitik kavramı, savaştan sonra tüm dünyada yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır.
Jeopolitik (Geopolitics) –Jeostratejik (Geostrategic) – Siyasî Coğrafya (Political Geography) arasında, benzer yön, her birinin esas konusunu yer yani dünya oluşturur. Bu benzerliği, her üç terimde yer alan “Geo” yani “Yer” kelimesi oluşturur. Bu benzerlikten dolayı çoğu kez, siyasi Coğrafya ile Jeopolitik kavramları birbirine karıştırılmış ve birini diğerinin yerine kullananlar çok olmuştur. Bu karışıklık, halen dünya ülkelerinin çoğunda devam etmektedir.
Jeopolitik daha ziyade siyasi coğrafyadan politikaya geçişi ve coğrafî politikayı temsil ederken, siyasi coğrafya ise coğrafyaya siyasi açıdan bakışı temsil etmektedir. Bir örnekleme ile konuya açıklık getirilecek olunursa; jeopolitik, Dünyayı çok yönlü olarak inceler ve yer politikaları üretir. Siyasî Coğrafya ise, yerin yani dünyanın fizikî, beşerî ve iktisadî olaylarının dağılışlarını, aralarındaki bağlantılarını ve sebep ve sonuçlarını inceleyerek, siyasi açıdan değerlendirmeler yapar.
Tüm bu açıklamalardan da anlaşılıyor ki, Jeopolitik-Jeostratejik-Siyasî Coğrafya terimlerini birbirinden kesin hatlarla ayırmak imkansız gibidir. Çünkü inceleme alanları ve inceleme konuları aynıdır. Ancak inceleme biçimlerinde biraz farklılık göze çarpar. Çoğu kez, inceleme biçimleri de birbirine karışmaktadır. O halde denilebilir ki, ister Jeopolitik olsun, ister Jeostratejik olsun ve isterse Siyasî Coğrafya olsun, devletlerin ayakta kalabilmeleri ve gelişebilmeleri için bu bilimlere büyük ihtiyaç duymaktadırlar. Nitekim bugün için, dünya üzerinde yer alan ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile bu bilimlere önem vermeleri arasında doğru orantı vardır.
NOT: Bu yazı, Prof.Dr. Ramazan ÖZEY’in Aktif Yayınlarından yayınlanmış olan “Dünya ve Türkiye Ölçeğinde Siyasi Coğrafya” adlı kitabından alınmıştır.
2007 yılı Şubat ayında Birleşmiş Milletler küresel ısınma ile ilgili bir rapor hazırlayarak küresel ısınmada insan etkinliğinin son yıllarda %90 a varan oranlarda artış göstererek artan sıcaklık üzerinde birincil neden olduğunu göstermiştir.
Bu sonuçlar doğrultusunda çok sayıda bilim adamı küresel ısınmanın gelecekte de devam edeceğini belirtmişler ve küresel ısınma ile ilgili olarak; küresel ısınmanın avantaj ve dezavantajlarını açıklayan bir rapor hazırlamışlardır.
Tabii ki dezavantajları daha fazla ön plana çıkmaktadır.
Küresel Isınmanın Dezavantajları
- Okyanuslardaki akıntı sistemini bozarak, dünyanın iklimi üzerinde bilinmeyen bir etkiye neden olacaktır.
- Deniz seviyesinin yükselmesi özellikle kıyı bölgelerinde, sel, tahliye, ölüm ve hastalık gibi olumsuszluklara neden olacaktır.
- Çöllerin sınırlarında genişlemeler yaşanacak ve yeni çöl sahaları oluşabilecektir.
- Tarım alanlarının üretim bölgeleri farklılaşacak özellikle sıcak kuşakta tarımsal faaliyetler daha güç bir şekilde gerçekleşecektir.
- Açlık, yetersiz beslenme, gıda ve mahsül kıtlığı nedeniyle ölümler artacaktır.
- Hava olaylarında şiddetli değişimler ve fırtınalar yaşanacaktır.
- İnsanlarda ve hayvanlarda ölümler artacak.
- Bazı hayvan ve bitki türlerinin soyu tükenecek.
- Hayvan ve bitki habitatlarında kayıplar.
- Yoksul ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru olan göç hareketlerinde artışlar yaşanacaktır.
- Soğutma ihtiyacının artmasına paralele olarak enerji kaynaklarının kullanımında yaşanan artışlar ve beraberinde hava kirliliği.
- Kalıcı buzullar ve buz tabakalarının erimesi.
- Asit yağışlarında artış.
- Orman yangınlarında artış ve orman alanlarının daralması.
- Saldırganlık artacak ve cinayet oranlarında artışa neden olacaktır.
Küresel Isınmanın Avantajları
- Kuzey Kutbu, Antarktika, Sibirya ve diğer donmuş bölgelerdeki topraklar çözülerek bitkilerin yetişmesi için elverişli ılıman iklim şartları ile karşılaşabiliriz.
- Sonraki buzul çağının gelişine engel olabilir.
- Kanada’nın kuzey kesimlerinde deniz taşımacılığı gerçekleşecektir.
- Isınmak için daha az enerji tüketimi gerçekleşecektir.
- Soğuk havaya bağlı olarak yaşanan ölüm oranlarında azalma.
- Bazı yerel alanlarda tarımsal üretim artışı.
- Alçak adalar üzerinde yer alan ülkelerde sınır anlaşmazlıkları son bulur.